Yaşamın yapı taşları vitaminler

Yaşamın yapı taşları vitaminler
Bu haber 18 Tem 2012 Çar 19:34 tarihinde eklendi.
mm
Paylaş:

VİTAMİNLER

Vitaminler, insan tarafından üretilmeyen ancak normal hücrenin yaşamını sürdürebilmesi, büyümesi için gereksinim duyulan ve eser miktarda alınarak bu etkinliği gösterebilen küçük moleküllerdir. Enerji vermezler fakat enerji değişmesi besin maddelerinin metabolizmasının düzenlenmesinde etkin olarak fonksiyon gösterirler. Yaklaşık olarak 20 değişik vitamin bilinmektedir; her birisinin ana metabolizmada spesifik fonksiyonu vardır ve bu fonksiyon başkasıyla karşılanamaz. Önemli olan bir diğer husus da vitaminlerin gereksinim ve etkilerinde birbirlerine bağımlılık göstermeleridir.
Vitamin gereksinimlerini yaş cinsiyet ve başka değişik nedenlere göre değişir. Ereklerin kadınlara göre daha fazla vitaminlere gereksinimi vardır. Yaş faktörlerine göre vitamin gereksiniminin değiştiğine dair güvenilir veriler yoktur, ancak gereksiz ve yanlış tüketim, depolama gibi nedenlere bağlı gereksinimin değiştiği düşünülmektedir. Stresli yaşam, alkol kullanımı, hastalık gibi faktörlerde gereksinimi üzerinde etkindirler.
Organizmanın yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi için vitaminlerin gereksinim duyduğu miktarlarda alınması zorunludur, yetersizliği ya da organizmada fazlaca birikimi önemli boyutta sağlık problemlerine neden olur.
Vitamin Yetersizliği
Normal bir beslenme ile yaşamını sürdüren bir organizmada vitamin yetersizliği söz konusu olamaz, bu sonuç daime tek türlü beslenmenin bir sonucudur. Vitamin, besin maddelerinden gereksinim duyulan miktarın sağlanması öncellikle kan dolaşımındaki miktarının azalmasıyla başlar, hücredeki vitamin düzeyi düşer ve de kendisi ile ilgili metabolik olaylar azalır ve bozulur. Bu etki ve yıkımlar zaman içinde ve farklı sonuçlarla kendini gösterir, bu değişiklikler organizmadaki unsurların vitaminlere olan hassasiyeti ile ilgilidir.
Vitamin Fazlalığı
Vitaminlerin fazla miktarda vücutta depolanması da metabolizmaya zarar verebilmektedir.örneğin; yağda çözünen A,E ve D vitaminlerinden organizmanın gereksiniminden fazla alınırsa karaciğerde depo edilir ve zamanla fazla miktarda A vitamini karaciğeri yıkabilir.
Bitkilerde Vitaminler 
Bitkilerde vitaminler ya oldukları gibi yada provitaminler (ön vitamin) şeklinde bulunurlar. Provitaminler, metabolizmada vitaminlere dönüştürülebilen organik birleşiklerdir.
Bitkiler, basit bileşenlerden yani uygun karbon, azot, mineral ve enerji kaynaklarından ihtiyaç duyulan tüm maddeleri sentezleyebilir ve böylece insan ve hayvanlar için vitamin kaynağı olurlar. İnsanlar ve etle beslenen hayvanlar içinde ikinci bir vitamin kaynağı hayvanların bazı organlarında depo edinen vitaminlerin besin maddesi olarak alınmasıdır.(balık yağı, süt, yumurta, karaciğer). İnsan organizmasında da vitamin depoları vardır ancak eser miktarda etki gösteren vitaminler bir taraftan da bozulurlar, bu nedenle besinlerle sürekli vitamin alınması gerekir.
Günümüzde tüm besin maddelerindeki vitamin miktarları hakkında bilgimiz olduğu gibi, en önemli vitaminlerde teknik yollardan sentetik olarak üretilebildiğinden ilaç şeklinde istenildiği kadar vitamin almak elimizdedir.
Piyasada  bu şekilde bir tek vitamini yada karışım halindeki bir çok vitaminleri içeren bazı ilaçlar bulunmaktadır. Ancak bu noktada içerdikleri vitamin miktarlarına ve de doğal alımla mukayese edilmeyecek oranda değer kaybı olduğuna önemle dikkat çekilmelidir.
Çağımız bitki çağıdır. Muhtemelen bitkisel ürünlere ilgimizin ana nedeni “önleyici tıbba” olan zorunlu yaklaşımıdır. Modern çağın insanı artık yaşam tarzının ve beslenme şeklinin hastalıkları önlemede etkin olduğu bilinmektedir. Sentetik yaklaşımlardan tamamen uzak, çevre dostu bir yaşam tarzıyla bitkilerin artan kabulü optimum sağlığın geliştirilmesinde önemli bir yol oynayabilir.vitaminler bu değişen anlayıştan nasibini almış,sentezlendikleri yegane kaynaklar olan bitkiler arasında, önem kazandırma yönünde etkin bir rol oynamaya başlamışlardır.

Yağda çözünen  Vitaminler

A VİTAMİNİ 
A vitamini yağda eriyen vitaminlerdendir. Karaciğerde depolanan bu vitamin ısıya ve pişirmeye dayanıklıdır.
Yararları: Sağlıklı deri ve saçlar için gereklidir. Diş, dişeti ve kemik gelişiminde önemli rol oynar. Normal görme ve gece görme de etkilidir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Akciğer, mide, üriner sistem ve diğer organların koruyucu epitelinin düzeninde rol oynar. Kanser, damar sertliği ve katarakt gibi hastalıkları önlediği yolunda önemli bulgular elde edilmiştir. Bu vitamin ayrıca protein bileşimine katılır ve tümörlerde görülen hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalmasını önler. Yaşlılıkta etkinliği çok artan kolajenaz enziminin indirgeyici etkisini önlediği saptanmıştır.
Hangi besinlerde bulunur?
Sütte, yumurta sarısında, ton ve morina balıklarının karaciğer yağında (balık yağı) bulunur. Ayrıca tereyağı ve peynirde de bulunur. Havuç ve havuç benzeri sarı-turuncu renkli sebzelerde A vitamininin ön maddeleri vardır(alfa karoten). Sonradan A vitaminine dönüşecek olan Beta Karoten ve diğer karotenoidler ise yeşil yapraklı ve sarı sebzelerde ve tahıllarda bulunur.
Eksikliği nelere yol açar?
A vitamini eksikliğinde gözde ve deride keratoz, kseroftalmi (göz akı ve kormeanın parlaklığını kaybederek kuruması), foliküler hiperkeratoz (bir deri hastalığı) ve gece körlüğü görülür. Bağışıklık sisteminin zayıflaması, enfeksiyonlara elverişli hale gelme, akne (sivilce) oluşumunda artış, yorgunluk, diş, dişeti ve kemiklerde deformiteler A vitamini eksikliğinin yol açabileceği diğer şeylerdir.
Bitkisel ve hayvansal yağlarda bulunan A,E;D ve K vitaminleridir. Bileşimlerinde sadece karbon (C)hidrojen (H) ve oksijen (O) vardır.ısı ve yükseltgenme işlemlerine bir kısmı dayanıklı ise de bir kısmı çok duyarlıdır.
Bu vitaminlerin vücut kimyasındaki dengesi son derece önemlidir. Eksiklikleri kadar fazla depolanmaları da ciddi klinik tablolar oluşturur.
B Karoten (A Vitamini)
Bitkisel gıdalara da bulunan provitamin şeklidir. Karaciğer, yağlı peynir, süt yağı, yumurta sarısı, deniz ürünleri, ıspanak, havuç, kayısı, biber ve şeftali en ,iyi kaynaklarından olan A vitamini turuncu renkli bir pigmenttir.
Bitki kimyasında zengin konsantrede bulunan B Karoten provitamin şeklidir.karotenler antioksidan maddelerdir. Akciğer ,mide, yemek borusu, gırtlak be idrar kesesi gibi bir çok tümörün oluşumunu engeller. Ayrıca bağışıklık sitemini uyarırlar ve vücudumuzun savuma mekanizmasına yardımcı olurlar. Kaynaklarından besin maddesi olarak alındığında , organizmada bağırsak çepelinden emilirken ortadan bölünüp su katılmasıyla vitamin A şekline dönüşürler. bu şekilde organizmaya giren A vitamini kan akımı ile karaciğere gider ve orada nispeten büyük miktarda depo edilir. (0.2 – 2.0 mmol/G ) kanda az miktarda serbest halde dolaşabilmektedir.
Bu vitamin göz sağlığının korunmasında ve tedavisinin sağlanmasında etkinlik göstermektedir. Göze zarar veren UV ışınlarının tutulması ve diğer zarar veren etmenleri dezenfekte etmesi zamanla gözlenir. Sadece birkaç damla suyla göz sakinleşir, görme iyileşir ve stabilize edilir.
Gen ifadesi ve  doku  farklılaşmasını düzenleme üzerine de etkili olan bir vitamindir. Dolayısıyla büyüme ve dokuların sağlığını koruma ile ilgili hastalıkların oluşmasına karşın organizmaya direnç kazandırmaktadır.
A Vitamini sürekli besim maddeleri ile alınmalıdır. Aksi taktirde, organizmada eksikliği görülebilir ve başlangıçtaki gereksinim karaciğerden sağlanabilinir. Ancak zamanla eksiklik düşük kan düzeyleri ile kendini gösteriri, klinik problemlere yol açacak şekilde sonuç verir. Görme fonksiyonu üzerindeki azalma “gece körlüğü” (keratomalazi,kseroftalmi) oluşur ve daha sonra gözün epitel dokusu üzerinde nasırlaşma başlar.bu hastalıktan dolayı A vitaminine “epitel koruma vitamini” (axeroftol) adı verilir. Ayrıca eksikliği tüberküloza ve diğer enfeksiyonlara karşı genel bir dayanıksızlık doğurmaktadır. Hayvanlar üzerinde denemeler, eksikliğinin büyümesinin durmasına neden olduğunu göstermiştir.
A Vitamini aşırı alınırsa toksiktir. Yağda çözünen bileşiklerden olduğu için yağ doku ve bir çok hücrenin lipit bileşenleri içinde bol miktarda depolanabilirler ve zamanla bu ürünler toksisiteyi oluşturur. “A Vitamini toksisitesi” uyuşuklu,karın ağrısı,baş ağrısı,aşırı terleme ve kolay kırılan tırnaklara enden olur.
Tokoferol (Vitamin E)
Tokoferol E vitaminin en aktif şeklidir. E vitamini doğada sadece bitkilerin bileşiminde bulunduğundan bitkisel gıdalar tek kaynağıdır. Bitkisel yağlar, yumurta, çavdar, arpa ve fındık, ceviz gibi kuruyemişlerden alınabilir.
Çiğ ve işlem görmüş gıdalardaki düzeyi uygulanan  işleme göre değişir.
Bitkilerde bulunan tokoferoller kimyasal yapı olarak birbirlerine çok benzerler ve antioksidan maddelerdir. Bu özelliğin en önemli fonksiyonu kolayca oksitlenebilir(tokokinon) olmalarıdır, doymamış maddelerinin kendiliğinden oktidasyonunu önlerler. Özellikle membran lipitlerinde bulunan yüksek ortanda doymamış yağ asitlerinin  peroksit oluşturmasını engelleyerek zararlı oluşumların gerçekleşmesini önler.
E Vitamini A vitamininin  emilmesini ve depolanmasını kolaylaştırır.normal üreme fonksiyonu için gereklidir. Kas bütünlüğünü sağlanmasında etkindir.
Organizma için gereksinim duyulan E vitamini miktarı özellikle beslenme şekline bağlı olarak değişir. Doymamış yağ asitleri ağırlıklı beslenme gereksinimini arttırmakta iken selenyumca zengin beslenme gereksinimini kompanse eder. İnsan organizmasındaki yetersizliği, kısırlık, düşük riskinde artma, kas yoğunluğu, kas zayıflığı gibi rahatsızlıklara neden olabilir.

Suda Çözünen Vitaminler

 

Hayvansal veya bitkisel organizmaların sulu özütlerinde bulunurlar.B Grubu vitaminleri ve C vitamini bu gruptadır. Suda çözünen vitaminler yağda çözünmezler. Önemli bir kısmı;karbon (C) hidrojen (H), oksijen (O) azot (N) ve kükürt (S) elementlerinden, bir bölümü yalnız C,H ve O den oluşmuştur.
C Vitamini (Askorbik Asit)
Organizmanın en çok gereksinim duyduğu vitamindir, bunun sebebi bilinmemektedir. Bu kadar önem arz etmesinin yanı sıra insan vücudunun askorbik asit yapmaması ve de fazlasının vücutta depolanamadan atılması gereksinimini karşılayabilmek için besin maddesi olarak sürekli alınmasını gerektirir. Günlük alınamsı gereken miktar, yaş, sosyo, ekonomik durum ve yaşam tarzına bağlı olarak değişmektedir, rtalama olarak 40-60 mg alımı önerilmektedir.
Bitkisel kaynaklı yiyecekli zengin kaynaklıdır. Sebzeler ,lahana, domates, biber brokoli, ıspanak, pazı, maydanoz ve meyveler hint kirazı, kuş burnu, çilek ve turunçgiller askorbik asit içermektedirler. Hayvansal kaynaklı yiyecekler ise (böbrek ve anne sütü hariç) vitaminden fakirdirler.
Askorbik asit A Vitamini gibi antioksidan bir vitamin olmakla birlikte bağışıklık sistemi üzerine de etkin bir vitamindir. Bağ dokunun başlıca yapısal proteine olan kolejenin üretiminde etkindir, diş ve kemik yapısı başta olmak üzere tüm vücudumuz için gerekli olan bir vitamindir. Bu nedenle de zedelenme ve yaralanmada önemli işlevi vardır. Besin maddelerinin kullanımında (demir fosfat gibi) önemli faktördür. Stresle mücadelede özellikle etkindir.
Askorbik asit bir çok fonksiyonda etkin rol oynadığından yetersiz belirtileri spesifik olarak görülmektedir; halsizlik,iştah kaybı, kemiklerde,kas ve eklemlerde ağrı, yaraların iyileşmesinde gecikme gibi durumlar görülür. İleri derecede eksik,iğinde deri altında ve kaslarda kanamalar, şişmeler olur, diş eti enfeksiyonları ve dişlerin gevşemesi görülür. Saç folikülleri etrafında sertlikler oluşur. Kolejen dokunun destek görememesinin sürekliliği, eskiden deniz yolcularının korkulu rüyası olan “skorbüt” hastalığına neden olur.
Tazelik değeri olan pişirilmemiş besinler ya da pişirilme özelliklerine edilerek pişirilen besinlerde (yeter ısıda, kendi suyuyla pişme) askorbik asit gibi ısıdan etkilenen vitaminler değerinden fazla kaybetmeden korunabilir. Kaynatılan besinler askorbik asitlerinin beşte dördüne kadar varan miktarlarını suya vererek kaybederler. Sebze ve meyvelerde ise kesilmiş ve zedelenmiş kısımlar hızla oksidasyona uğramaya başlarlar, bu nedenle mümkünse kesmeden kullanım tercih edilmeli, kesildi ise de hemen sonra yenmeli, uzun süre saklanmamalıdır.
Hayati fonksiyonlarda etkin rol oynayan bu vitaminin korkunç tablolarına maruz kalınmaması için gıda sanayi sentetik askorbik asit kullanımı ile zengin içecekler, besinler elde etmekte, pek çok çeşidi insanlığın hizmetine sunmaktadır. Ancak burada doğal kaynaklı vitaminlerle sentetik vitaminlerine  aynı bileşimine de aynı biyolojik faaliyete sahip olmadığını özenle hatırlatmak gerekir.
Ve askorbik asit hiçbir kayba uğramayan özel bir bileşimle, ilk günkü tazeliği ile insan metabozlimasına hayat veriyor.
B Grubu  Vitaminleri ve Stres  
Stres, çağımızın rahatsızlığı ve pek çok klinik tablonun da nedeni hatta medeniyetin getirdiği bir çıkmaz sokaktır. Mücadele için pek çok yöntem önerilmekte, bu alanda pek çok iş dalı kurulmaktadır. Başaranlar ve başaramayanlar var elbette, strese yenilip alkolizmin, sigaranın kölesi olanlar ve kaçınılmaz son ölümcül hastalıklara yakalananlar… Peki, doğadan uzak standart yaşam tarzının ve doğadan uzak beslenme alışkanlıklarımızın hediyesi olan  stres gerçekten hayatımızın çıkmaz sokağı mıdır ?
İşte stresle mücadelede askorbik aside destek veren bir diğer güçlü vitamin grubu… Bir arada ve düzenli beslenme alışkanlığımız halini aldığında yaşamı tamamlanması gereken bir görev halinden çıkarıp, bir senfoni haline getirmemize yardımcı olan büyük güçlerdir. Bireysel olarak artı etkilerini de oluşturduklarında fiziksel ve ruhsal sağlığımızı koruma yolunda önemle destek verirler.
Tiamin (Vitamin B)
B1 vitamini hayvansal ve bitkisel her ikisinden de, kısmen serbest kısmen birleşmiş olarak kompleks halde bulunurlar. Bütün tahıl ürünlerinde, kuru baklagillerde, fındık, fıstık, ceviz gibi yağlı tohumlarda,yürek, böbrek, karaciğer gibi sakatatlarda bulunur. Vitamine olan gereksinim bütün yaş grupları için alınan besin kalori miktarı (enerji) ve karbonhidtar ile doğru orantılıdır. Genel olarak erişkinlerde günde 1 mg’ın altında alınmalıdır.
Sinir sistemi sağlığında önemli rol oynar, yetersizliğinde sinir sistemi fonksiyonları bozulur. Kas hücrelerinin fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için gereken enerji sağlanmalıdır, aksi taktide sindirim ve diğer işlemler yerine getirilemez. Yetersizliğin de mide-bağırsak kanalında (gastro intesinal kanalda ) bozukluklar, ülser problemleri bunun sonucunda da dilde ve dudaklarda acı, depresyon ve sinirlilik görülür. Kalp ve öteki dokularda ödem oluşur, kalp yetmezliği ve çarpıntılar oluşur. İleri derecede de eksikliği, el ve ayaklarda sancı, karıncalanma, desteksiz oturup kalkamama gibi belirtiler oluşur, bu hastalık “beri beri hastalığıdır.
Riboflavin (Vitamin B2)
Proteince de zengin kaynaklarda, (karaciğer ,böbrek), süt ve ürünlerinde (peynir, yoğurt) ve de yumurta ,kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve bira mayasında bulunmaktadır. Riboflavin için günlük önerilen miktar yetişkinler için 1.2-1.7 mg’dır. Vitamine duyulan gereksinim alınan enerji ve proteinle orantılıdır. Riboflavin en iyi şekilde pridoksin (B6),C vitamini ve niasinle birlikte çalışır.
Temel fonksiyonu, diğer maddelerle karbonhidratın, yağların ve proteinlerin enerji üretimi için etkin rol oynamasıdır. Antioksidan özelliğe sahiptir. Göz ve cilt sağlığını korumada etkindir. Yetersizliğinde, kolajen üretiminin sürekliliği bozulur,derinin yıkımı başlar; yüzde dudakta kurumalar,çatlamalar,göz kenarında yaralanmalar,iltihaplanmalar görülür.
Niasin (B3 Vitamini)
Bitki ve hayvan dokularında yaygın olarak bulunur, kalın bağırsaklarda üretilseler de kullanılamazlar. Yer fıstığı, patates, çikolata ve kahve zengin kaynaklarındandır. Esansiyel aminoasitlerden olan Triptofan dan oluşturulabilir. Triptofanca eksik beslenme sonucunda vitaminin yetersizliği oluşabilir. Enerji üretiminde etkin rol oynar. Isıya dirençli olduğundan besinler pişirildiğinde yıkıma uğramaz. Yetişkinler için günlük ortalama gereksinim 20 mg kadardır.
İnsanlarda niasin yetersizliği,deride, sinir ve sindirim sisteminde değişmelere neden olur. Deride güneş gören bölgeler daha etkin olarak değişir,sinir sistemindeki değişme ise ishal (diyare) sonuçları ile kendini gösterir. Bu oluşumlar “pelegra hastalığı” olarak tanımlanır. Büyüme çağında önem arz eder, eksikliğinde çocuklarda büyüme durur.
Pantotenik Asit (Vitamin B5)
Vitamin B5 birçok hayvansal ve bitkisel besinlerinde bulunduğundan Pantotenik asit adını almıştır. Yeşil yapraklı bitkiler bu vitamini üreterek tohumlarında depolar, tüm tahıllarda bulunur. Pantotenik asit diğer B vitaminleri gibi kendi başına fonksiyon yapmaz
Organizmanın ve derinin gelişmesi, hastalıklardan korunması gibi metabolik fonksiyonlarda rolü vardır. Gereksinim miktarı yetişkinler için 5-10 mg önerilmektedir. Ancak besin maddelerinin işlenmesi sırasında ısı etkisi ile önemli bir miktarı kaybolduğundan daha fazla miktarda alım önerilmektedir. Bütün besin maddelerinde bulunduğu için yetersizliğine de pek rastlanmamaktadır.deneysel yetersizliği çalışmalarında , mide bulantısı kusma,kas kasılmaları görülmüştür. Daha ileri safhalarda   hafıza kaybı ve  ayaklarda karıncalanmalar, deride ve saç dersisinde değişikler saptanmıştır.
Pridoksin (B6 Vitamini)
Avrupa’da daha çok “Adermin olarak bilinir” vitamin B6′nın 3 şekli vardır; pridoksin,pridoksal, pridoksamin formudur.günlük gereksinim yetişkinler için 2 mg kadardır. Besin maddelerinde yaygın olarak bulunmaktadır. En zengin kaynakları balık, sakatatlar (karaciğer,böbrek) patates, erik, kuru üzüm,avakado, mayalı hamur ve muzda bulunur. İnsanda vitamin yetersizliği görülebilmekte ancak tipik bir rahatsızlığa neden olmamaktadır.ısı ve ışıktan etkilendiği için, besin maddeleri pişirilirken önemli derecede kayba uğramaktadır. Bu nedenle gereksiniminden fazla alımı gerekmektedir. Yetersizliğinde sinir sisteminde bozukluklar, deride, gözde ve ağızda iltihaplanmalar görülür. Ayrıca, erkeklerde kolesterol artmasına ve damar tıkanıklığına neden olur.
Folik Asit (B9 Vitamini)
B2 Vitaminin kompleksinin bir komponentidir.hayvan organizmalarında ve özellikle yeşil yapraklı sebzelerde bulunur.
Folik asit Amerika Birleşik devletlerinde hem erekler, hem kadınlar arasında bir numaralı ölüm nedeni olan kalp hastalığı için, vücutta bulunan bir aminoasit olan hemosistenin normal düzeylerini korumaya yardım ederek önler. Harward Tıp Fakültesinde yürütülen bir çalışmaya göre, az miktarda yükselmiş hemosistenim düzeylerine sahip erkekler, daha düşük düzeylere göre kalp krizi geçirmeye 3 kez daha yakındır. Folik asit açısından zengin bir besinle beslenmek kalp krizi geçirme riskimiz olmasa bile önlem alma açısından akıllıca olacaktır.
Folik asit mikroorganizmalar için büyüme maddesi olarak keşfedilmiştir. Hücrede önemli metabolik olaylarda rol alır. Kemik iliğinde eritrosit ve lökositlerin oluşumu ve olgunlaşmasında etkindir. Yetersizliğinde kırmızı kan hücreleri olumsuz yönde etkilenir ve bir tip anemiye “leggaloblastik anemi” neden olur ısıdan ve ışıktan etkilenen vitamin besinlerin yanlış saklanması ve hazırlanmasından, tekrarlanan ısıtma işlemlerinden etkilenerek büyük miktarlarda kayıplara uğrar halsizlik, nefes darlığı,ciltte soluk renk spesifik olmayan belirtilerindendir. Bu belirtiler B12 yetersizliğinden kaynaklanan anemi sonucunda da oluşan belirtilerdir.
Kobolamin (Vitamin B12)
Diğer vitaminlerden en büyük farkı kobalt minareli içermesindir. En iyi kaynakları hayvan ve organlarıdır (karaciğer, böbrek,vs.). balık süt ve ürünleri, yumurta diğer vitamince zengin yiyeceklerdir. Bitkisel gıdalarda çok nadir bulunabilir, örneğin en iyi kaynağı alglerdir.ancak bu bitkilerden elde edinen vitamin biyolojik yararlığı tartışmalıdır. Bu noktada vitamin yararlanırına dikkat çekilmelidir.
Vitamin vücutta önemli rol oynar. Kan hücrelerinin (hemoglobin) oluşumu ve olgunlaşmasında, bazı temel metabolik olaylarda (protein ve yağın metabolize olması gibi) ve de sindirim ve sinir sisteminin sağlıklı yaşamı için son derece önemlidir.
Kobalamin gereksinimi normal erişkinlerde 2-3 ug kadardır.hiçbir hayvansal yiyecek almayan vejeteryanlar başta olmak üzere insanlarda eksikliğine rastlanmaktadır.bu önemli vitaminin eksikliği bütün yaşlılarda şiddetli zihinsel güçlüğe neden olduğu için kısa süre önce “beyin vitamini” olarak anılmaya başlandı. Gerçekte 60 yaşın üzerindekilerin %10 unun bu vitamin düzeyleri düşüktür ve sonuçlar yıkıcı olabilir. Yetersizliği ile  bir tip anemi de oluşmaktadır, “persnisiyöz anemi” halsizlik, nefes darlığı solgun cilt, çarpıntı, bacaklarda duyu azalması, uyuşma, ağrılar belirtilerindendir. Sindirim sistemi hastalıklarına da neden olabilmektedir. Ayrıca yetersizliği santral sindirim sistemini olumsuz yönde etkilemektedir, bazı nörolojik bozuklukların oluşumuna neden olduğu saptanmıştır.
Prof.Dr.Metin ÖZATA
Doktor “Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları
DENGE -YÜRÜME BOZUKLUĞU VE B12 VİTAMİNİ
DENGE VE YÜRÜME BOZUKLUĞU B12 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDEN OLABİLİR
Yürüme ve Denge bozukluğu nörolojik hastalıklar, kulak hastalıkları ve bazı tiroid hastalıklarında ve şeker düşüklüğünde olabilir. Ayrıca bazı psikolojik hastalıklarda psikosomatik hastalık olarak kendini denge bozukluğu ile ortaya koyar. Psikiyatrik bazı hastalıklarda dahi denge bozukluğu olabilir..
Biz burada B12 vitamini eksikliğinin neden olduğu denge ve yürüme bozukluğundan bahsetmek istiyoruz.
B 12 VİTAMİNİ NEDİR?
Yapısında kobalt metali bulunduğundan B12 vitaminine kobalamin ismi de verilir. Multivitamin ilaçlarda B12 vitamini siyanokobalamin adıyla bulunur. B12 vitamini sinir dokusunun sağlığı ve kırmızı kan hücresi (eritrosit) ve hücrelerimizde bulunan DNA’nın yapımı için gerekli olan bir vitamindir.
Diyetle alınan B12 vitamini mideden salgılanan intrensek faktör adındaki bir proteinle birleşerek bağırsaklardan emilir.
Besinlerde bulunan B12 vitaminin bağırsaklardan iyi emilmesi, mide, pankreas ve bağırsakların iyi çalışmasına bağlıdır.
Günlük B12 vitamini ihtiyacı 2.4 mikrogram kadardır.
Bulunduğu Gıdalar
B12 vitamini hayvansal besinlerde yani kırmızı et, tavuk, hindi eti ve balıkta ve çok az oranda sütte ve yoğurtta bulunur. Bitki ve mayada bulunmaz. Bir bardak pastörize sütte 0.9 mikrogram B12 vitamini vardır.
B12 Vitamini Eksikliği
B12 vitamin eksikliği pernisiyöz anemi denen kansızlık durumunda görülür. Pernisiyöz anemi B12 vitaminin bağırsaklardan emiliminin bozulması nedeniyle oluşan bir hastalıktır. Bu hastalık 60 yaş üzerindeki kişilerde % 2 oranında görülür ve tedavisi için B12 vitamini iğnesi (enjeksiyonu) yapılır. B12 vitamin eksikliği varsa kırmızı kan hücrelerinin büyüdüğü megaloblastik anemi görülür.
B12 eksikliği genellikle et yemeyenlerle (vejetaryenlerde), mide ve bağırsak hastalığı olanlarda görülür. Bunun nedeni de B12 vitamininin çoğunlukla hayvansal besinlerde bulunmasıdır. Midelerinde atrofik gastrit hastalığı olanlarda veya midesi ameliyatla alınanlarda özellikle B12 vitamin eksikliği sık görülür. Bir çalışmada midesinde helikobakter pilori bakterisi olanlarda B12 vitamini eksikliğinin sık görüldüğü ortaya konmuştur. Bazen nadiren kalıtımsal olarak B12 vitamini yetmezliği görülebilir. Yaşlılık ise önemli bir B12 vitamin yetmezlik nedenidir. Yaşlılarda B12 vitamini yetmezliği sık görülür. B12 vitamini eksikliğinde kanda ve idrarda metil malonik asit aratraken kanda ayrıca homosistein yükselir.
B12 vitaminin emilmesini engelleyen ve azlığına neden olan hastalıklar şunlardır:
·Midede atrofi, asit olmaması
·Midede helikobakter pilori bakteri varlığı
·Antibiyotik sonrası bağırsakta aşırı bakteri çoğalması
·Uzun süre şeker hastalığı ilacı olan metformin kullanmak
·Antiasit, H2 reseptör antagonist ve protom pompa inhibitörü denen mide ilaçları kullanmak
·Kronik alkol kullanımı
·Mide ameliyatı geçirenler
·Pankreas bezinin iyi çalışmaması
·Sjögren sendromu
·AIDS hastalığı veya HIV pozitif kişiler
B12 yetmezliği olan kişilerin sadece % 29′unda anemi ve % 64′ünde kırmızı kan hücrelerinde büyüme görülür. O nedenle B12 yetmezliği her kişide kansızlıkla karşımıza çıkmaz. B12 yetmezliği nedeniyle bu kişilerde dilde yanma (glossit), vajende atrofi ve emilim bozuklukları olabilir. Birlikte demir eksikliği veya talassemi varsa kırmızı kan hücrelerinde büyüme olmayabilir. Bu hastaların bazılarında uyuşma, hissizlik, halsizlik, hafızada zayıflama ve kişilik değişiklikleri olabilir.
B12 vitamin eksikliği yapan bazı ilaçlara dikkat edelim:
·Mide ve on iki parmak bağırsağı (duodenum) ülseri veya gastrit hastalığının tedavisinde omeprazol türü ilaç alan hastalarda B12 vitamin eksikliği veya kan düzeylerinde azalma olabilir.
·Kloramfenikol ve neomisin gibi antibiyotikleri kullananlarda
·Gut hastalığıı denen kanda ürik asit yüksekliği ile kendini gösteren hastalığın tedavisinde kullanılan Kolşisin ilacı B12 vitamini eksikliği yapabilir.
·Şeker hastalığı tedavisinde kullanılan metformin (Glukofaj veya glukoformin) ilacı B12 vitamini eksikliği yapabilir.
·Ameliyat sırasındaki anestezide kullanılan nitröz oksit de B12 vitamin eksikliği yapabilir.
B12 yetmezliği 60 yaşın üzerinde %10-15 oranında görülür. Yaşlılardaki B12 vitamini eksikliği multivitamin ilaçlarla tedavi edilebilir.
B12 Eksikliği Belirtileri:
B12 vitamin eksikliğinin hematolojik (kan hastalığı-anemi), nörolojik (sinir sistemi) ve iskete üzerine etkileri vardır. B12 eksikliğinde kırmızı hücrelerde büyüme (makrositoz) ile karakterize anemi vardır. Bu kişilerde ayrıca kanda LDH ve ve bilirubin yükselebilir. Bazen lökosit ve trombosit sayısı düşebilir. Nörolojik yani sinir sistemiyle ilgili olarak ise omurilik arka ve yan kısımlarında sinir hasarı ve buna bağlı özellkle bacaklarda simetrik nöropati gelişir. Uyuşma ve ataksilerle başlayan bu durum denge kaybıyla devam eder. İler aşamada ileri halsizlik, spastisite, klonus, felç, idar ve gaita kaçırmaya kadar ilerler. B12 vitamini ksikliği olan kişilerde osteoporoz sıklığının fazla olduğu da saptanmıştır.
B12 vitamini eksikliği olan kişilerde şu belirtiler görülür:
·Yorgunluk
·Halsizlik
·Bulantı
·Kabızlık
·Gaz
·İştah kaybı
·Kilo kaybı
·Kansızlık
·Yürümede zorluk ve denge bozukluğu
·Unutkanlık
·Demans
·Dilde ağrı
·Bacaklarda his kaybı ve uyuşma
·Kansızlık
·Kulakta çınlama
B12 vitamini eksikliğinde sinir sistemi bozuklukları da görülebilir.
B12 vitamini şu kişilerde ilave olarak verilmelidir:
Pernisiyöz anemi
Midesi ameliyatla alınanlar
Vejetaryenler
Yaşlılar
Gebe ve bebekler
Bağırsak hastalığı olanlar
50 yaşın üzerindeki kişiler, vejetaryenler, gebe kalmayı planlayan kadınlar B12 vitaminini multivitamin ilaç olarak, günde 6-30 mikrogram almalıdırlar. Pernisiyöz anemi yoksa B12 vitamini ağızdan tablet şeklinde alınmalıdır. Pernisiyöz anemi durumunda ve mide ameliyatlılarda enjeksiyon şeklinde alınmalıdır.
Bazı hastalıkların tedavisinde veya önlenmesinde B12 vitamini kullanımı:
·Kanda homosistein denen damar sertliği yapıcı madde yüksekse tedavi için B12 vitamini 0.5 mg/gün dozunda folik asit ile birlikte (0.5-5 mg/gün) alınabilir.
·B12 eksikliği varsa gebelerde çocuktaki sinir dokusu anormalliğini önlemek için folat tedavine ilave olarak verilmelidir.
·Alzheimer hastalarında B12 vitamini eksikliği sık olarak bulunur. Bu hastalarda B12 vitamini eksikliğinin giderilmesi gerekir.
·Depresyondaki hastalarda da sıklıkla B12 vitamini eksikliği görülür. Bu hastalara da B12 vitamini verilmesi gerekir.
·Kulak çınlaması olan hastaların bir kısmında B12 eksikliği görülmüş ve tedaviyle şikayetleri azalmıştır.
B12 Vitamini Fazlaısı zararlı mı?
B12 vitamini fazlalığı zararlı değildir
KAYNAKLAR:
1. Prof Dr Metin Özata, Vitamin Mineral Bitkisel Ürün Rehberi, Gürer yayınları, 2008
Kansızlık sizi de tehdit edebilir!
Kansızlık özellikle doğurganlık çağındaki kadınları tehdit ediyor. Halsizlik, yorgunluk, baş dönmesini ciddiye alın.
Ülkemizdeki kadınların yaklaşık üçte birinde demir eksikliğine bağlı kansızlık görülüyor. Bunun nedeni ise adet kanamaları ve sık yapılan doğumlar. Kansızlık özellikle doğurganlık çağındaki kadınları daha çok etkiliyor. Hematoloji Uzmanı Vahap Aslan kansızlığın unutkanlık, aşırı sinirlilik, el ve ayaklarda uyuşma, denge kaybı, bazen de şuur bulanıklığı ile kendini gösterdiğini söyledi. Bunun dışında halsizlik, yorgunluk, çarpıntı, nefes darlığı, baş ağrısı, baş dönmesi, kulak çınlaması, saç dökülmesi ve tırnaklarda kırılma gibi belirtiler de kansızlığa işaret olabiliyor.
Hayvansal gıda alın
Hematoloji Uzmanı Vahap Aslan, kansızlığa karşı başta kırmızı et olmak üzere yeterince hayvansal gıda alınmasını öneriyor. En önemli demir kaynaklarından biri de anne sütü olduğundan yeni doğan çocukların en az 6 ay süre ile emzirilmeleri gerekiyor. Anti-romatizmal ilaçların da uzun süre kullanılması sonucu demir eksikliğine bağlı kansızlıkların görüldüğünü belirten Aslan, ‘Bunun sebebi, bu ilaçların mide-bağırsak mukozasını tahriş ederek küçük küçük kanamalar oluşturmasıdır. Bu ilaçları uzun süre kullanan hastaların periyodik olarak kan sayımlarının yaptırmaları gerekir” diyor.
B12 vitamini eksikliği
Kansızlığın bir diğer nedeni ise B12 vitamini eksikliğidir. Gıdalarla alınan vitamin B12′nin yeterince emilememesi sonucu oluşur. Halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, çarpıntı gibi bulguların yanında unutkanlık, aşırı sinirlilik, el ve ayaklarda uyuşma, denge kaybı, bazen de şuur bulanıklığı ile kendini gösterebilir. Bu hastalara erken dönemlerde B12 verilmesi tedavide başarı şansını artırır.
Hamilelikte kansızlığa dikkat!
KadIn Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doktor Aysun Karabulut gebelerde aneminin hem anne hem de bebek için olumsuz gelişmelere neden olduğunu belirterek, ‘Annede bağışıklık sisteminde zayıflama görülür. Bebek ve çocukta ise büyüme gelişme geriliği, dikkat eksikliği, enfeksiyonlara karşı dirençte azalma görülür. Tüm bu nedenlerden gebelikte anneye demir desteği verilmesi önemlidir. Bu nedenle demirin uygulanmayacağı durumlar hariç tespit edilen her gebeye 4. aydan itibaren gebelik süresince ve emzirme döneminin ilk 3 ayında demir desteği uygulamasına başlanmaktadır’ dedi.
B12 yaşlılarda hafıza kaybını önlüyor
İngiliz bilim adamları, et, balık ve sütte bulunan B12 vitaminin, yaşlılarda hafıza kaybını önlediğini ortaya çıkardılar.
Oxford Üniversitesi’nden araştırmacıların, Neurology dergisinde yayımladıkları çalışmaya göre, B12 vitamini seviyesi ortalamanın altında bulunan yaşlılarda beyinsel küçülme altı kat daha fazla meydana geliyor.
Araştırmalar, beş kişiden ikisinde B vitamini eksikliği bulunduğunu ortaya koyuyor.
B12 açısından zengin gıdalar arasında karaciğer ve kabuklu deniz ürünleri gösteriliyor.
Psodovitaminler (vitamin Gibi Olan Maddeler)
Çeşitli besin maddelerinde bulunan, bazı özellikleri ile vitaminler grubuna giren bazı özellikleri ile de vitamin değildir denilen, özel olarak tüketilmeyen ancak yetersizliklerine bazı rahatsızlıkların oluşumunda faktör olan maddedir.Kolin (Lipotropik Faktör), bioflavanoidler, koenzim Q bu gruptan birkaç tanesidir.
Kolin B vitamini komplekslerinde bulunmaktadır. Hayvan ve bitki dokularında dağılmış olarak bulunur. Deney hayvanlarından kolin yetmezliği,karaciğer yağlanma ve siroz ile sonuçlanmıştır. Aminoasit metabolizması enerji üretimi ve kasları geliştirmede kullanılır. Asetil-kolin formu özellikle sinir sitemi üzerinde etkilidir.
B Grubu vitaminleri    
Kobalamin (B12) vitamini sinir sisteminin sağlığı için olmazsa olmaz olan ve diğer pek çok önemli fonksiyonu olan vitaminlerin bulunması önemini artırmaktadır. Bu vitaminlerin organizma yararlı kullanımı kalitelerine ve de bir arada dengede bulunmalarına bağlıdır. Dengelerinin yanı sıra bitkinin metabolizmaya kazandırdıkları ile biyolojik zararlı kullanımının sağlanması insanoğlunun yaşam senfonisinde, özellikle de kendi yaşam standartlarımızı düşündüğümüzde ne derecede etkilidir? Derlediğimiz bilgilerin eşliğinde düşünmek gerekir.
MİNERALLER (ORGANİK ELEMENTLER VE TUZLARI)
Sağlıklı bir yaşam için bazı anorganik element ve iyonların belirli miktarlarda bulunması gereklidir.zorunlu  olan ve düzenli bir şekilde tüketilmesi gereken otuz kadar mineral ve kimyasal madde vardır. Bunların bir çoğu birlikte çalışır ve işlevlerini yerine getirmek için birbirine bağımlıdırlar.
Minareler, biyolojik değerlenmeye göre; asal elementler ve istenmeyen veya son derece zararlı olan elementler olarak ayrılırlar.asal elementler organizma tarafından çok miktarda gereksinmesi duyulan, enzim-hormon vitaminlerinin bileşenleri olarak bulunan dirimlik faktörlerdir.Organizmada emilim ,sindirim ve bazı metabolik fonksiyonlarda önemli rol oynar. Kemikler ve dişlerin oluşumunda etkindirler. Vücuda zararlı olan elementlerde başta kurşun ve cıva olmak üzere bir dizi elementlerdir, radyoaktif elementlerde bu sınıftadır.
Mineraller insan vücudunda bulundukları miktarlara göre de “makro ve mikro” elementler olarak sınıflandırırlar. İnsan vücudunda en fazla oksijen bulunmaktadır, bu durum vücudum 2/3 sinin sudan ibaret olmasından ileri gelmektedir dolayısıyla hidrojen yüzdesi de yüksektir. Azot vücutta serbest halde  bulunan diğer elementtir. Karbon ve azot fazlalığı da organizma dokularının temel olarak oluşumunu sağlamalarından gelmektedir.
İnsan organizmasında Mineral Bütçesinin Önemi
Mineraller beslenmenin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bunlardan her birinin görevi bir diğerininki ile ilgilidir. Örneğin kemik ve dişlerin oluşumunda kalsiyum, fosforun arasında belirgin bir ilişki vardır. Bakır demirin kullanmasını katalizler ve kan oluşumunda kobalt her ikisinide etkiler.
Minarelerin organizmadaki bütçeleri önemli bir nokta da diğer maddelerden faklılık göstermektedir; Proteinler,Karbonhidratlar ve yağların aksine mineraller organizmada ne üretilirler nede tüketilirler. Besinler ile alınması ancak kaba  sınırlar içinde ayarlanabilinir. Bununla beraber boşaltım işlevinin düzenleyici etkisiyle birlikte vücut sıvılarındaki konsantrasyonları ayarlayabilmekte ve bir “iç ortam” oluşturabilmektedirler. Bu durum bile insanlarda mineral bütçesindeki bozuklukların (elektrolit bütçesi bozuklukları) görülmesini engelleyemez.
Kalsiyum 
Besinlerde çok az bulunan kalsiyumun başlıca kaynakları süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, tahıllar, yumurta,portakal, limon ve balıktır.fakat bazı sebzelerde olduğu gibi çözünmeyen tuzları halinde bulunan kalsiyumun tamamının metabolizma tarafından emilimi gerçekleşmez
Oysa element vücudumuzun en fazla gereksinim duyduğu elementlerdir. Yetişkinler için günlük gereksinim 800-1000 mg kadardır. Kalsiyumun ortalama %99 dişlerdedir. Diğer bir mineral fosforun %80 ide kemik ve dişlerdedir. Kemik ve dişlerde kalsiyum fosfat depo edilmektedir ve bunun gelişimiyle kemik kristalleri meydana gelir.kalsiyum sinir sistemindeki iletişiminde ve kasların uyarılmasında büyük rol oynamaktadır, bu nedenle kandaki düzeyi belirli düzeyde tutulmalıdır. Bu düzeyin altında ;solunum kasları da dahil tüm kaslarda kasılmalar, kramplar ve ölüm oluşur. Bu düzeyin üzerine çıkıldığında ise beyin fonksiyonlarının azalması, koma ve ölüm gerçekleşir. Ayrıca kalsiyum kanın pıhtılaşmasında yardımcı madde olarak işlem yapar, hücre çeperindeki sıvı geçişinde ve bazı enzim aktivasyonlarında önemli rol oynar.
Uzun süreli kalsiyum eksikliğinde saç dökülmesine diş ve kemik hastalıklarına (raşitizm, osteoporoz) rastlanmaktadır. Kalsiyum vücudumuzun mimarisinin vazgeçilmez unsurudur.
Fosfor 
Besin maddelerinde yaygın olarak bulunabilen bu mineralin başlıca kaynakları süt ve süt ürünleri, yağsız et, proteinden zengin kaynaklar, kuru baklagiller, tahıllar, balık ve tavuktur. Bitkisel kaynaklı besin maddelerinde mineralin biyolojik olarak yararlanımı azalır, çinko, demir, kalsiyum gibi minerallerle bağlanır.
Yetişkin insanlar için gereksinim duyulan miktar kalsiyumla aynı olup 800-1000 mg kadardır. Bu iki mineralin kaynakları aynıdır ve kalsiyum yeter miktarda alındığında fosfor gereksinimini de karşılamış olur. Vücuttaki %80-90′ı kemik ve diş yapısında kalsiyumla beraber etkinlik gösterir. Ayrıca mineral, hücre yapısı ve fonksiyonlarında, enerji üretiminde, dokuların kendini yenilemesinde rol oynamaktadır.
Mineralin yetersizliği normal bir beslenmede pek görülmez. Ancak bazı rahatsızlıklarda fonksiyonelliğini yitirmektedir; mide-bağırsak kanalındaki bir rahatsızlık mineralin emilimini düşürmekte, kemik hastalıklarında (raşitizm, osteopoz) da kalsiyumla oranı değişmektedir.
Vücudum makro düzeyde gereksin,im duyduğu bu elementleri, önem taşıyan birbiri ile orantılı alımı ve bağırsaktan maksimum emilimine destek verebilmektedir.
Magnezyum 
Bir çok besin maddesinde yaygın olarak bulunur, patates, kuru yemişler, tahıllar, kuru sebze ve meyveler, esmer pirinç ve etler, çikolata zengin kaynaklarındandır.
Günlük gereksinim duyulan miktar yetişkinler için 200-500 mg dır.organizmada pek çok metabolik fonksiyonda özellikle enerji ile ilgili reaksiyonlarda (ATP kapsayan reaksiyonlarda) zorunlu olarak rol almasından dolayı en küçük bir yetersizliği ciddi rahatsızlıklara neden olmaktadır. Magnezyum aynı zamanda santral sinir sisteminde etkilidir, yüksek konsantrasyonları deprasan etkilidir, hipotansiyona neden olur, kalp hızını azaltır ve nihayetinde kalp durur. Yetersizliğinde, yorgunluk, uyuşukluk, sitem dışı titremeler, saç ve tırnaklarda kırılganlık görülmektedir.
Sodyum ve Potasyum
Sodyum mineralinin ana kaynağı olan softa tuzu (NaCI) dur ve değişik oranlarda pek çok besin maddesinde bulunmaktadır; et, süt, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, konserve yiyecekler, bira, ekmek, kek ve bisküviler. Günlük gereksinim yetişkin bir insan için 1600 mg kadardır. Potasyum minerali de doğal olarak bütün gıdalarda bulunmaktadır; patates, baklagiller, sebze ve meyveler, kuru yemişler.günlük gereksinim yetişkin bir insanda 3500 mg kadardır. Bu iki mineralinde, özel sorunlar haricinde beslenme yeterliğine pek rastlanmaz.
Sodyum ve potasyum vücut sıvısının temel iyonlarıdır. Sodyum başlıca hücre dışı sıvıda yoğundur, oysa potasyum bir çok enzimatik sürecin sinir sistemndek,i iletimin ve kasın çalışma için zorunlu olduğu hücre içinde yoğun bulunur. Hücre dışında soydu, hücre içinde de potasyumu yüksek düzeyde tutan mekanizma hücrenin devamlılığını sağlamaktadır.
Bitkilerde potasyum sodyumdan fazla bulunur; sodyum ve potasyum miktarlarına dikkat ediniz; Bunun nedeni potasyum iyonlarının kolayca toprak tarafından emilirken, sodyum tuzlarının yağmurlar tarafından denizlere taşınmasıdır. Bitkiler topraktan aldıkları potasyumu organik asitlerle tuz olarak taşırlar. Bitkisel beslenme ile de sağlıklı bir şekilde metabolizmadaki dengeye yardımcı olurlar.
Demir 
Yaşam ,için zorunlu elementlerdir, oksijenin kandan dokulara taşınabilmesi için  demirlere bağlanması gerekir. Vücutta toplam olarak 2.5-4 g bulunan demirin %70 i kırmızı  kan hücrelerinde (hemoglobin hem-kısmı) %5i de kasların myoglobin bölümünde bulunur, Geri kalan %25 kadar kısmı da dolaşımda bulunmaktadır. Demir kolaylıkla değer değiştirebildiğinden metabolizmada oksidasyona ve enerji reaksiyonlarında etkilidir. Demirin metabolizmada okside edici gücü dolayısıyla da zarar verici etkisi demiri taşıyan proteinin  veya diğer antioksidanların varlığı ile engellenir. Kontrol edilemediği zaman çok aktif serbest radikallere çevrilerek hücresel zararlara neden olabilirler;hücrelerin yaşlanması veya ölmesi gerçekleşebilir; bu normal hücre yaşlanması olmasına rağmen bu tip oksidasyonlar hücrenin erken yaşlanmasına neden olur. Demir bağışıklık sistemi üzerinde de etkilidir.
Tahıllar, kuru yemişler, yeşil yapraklı sebzelerde bulunmaktadır.
Demirin, bir çok besin maddesinde bulunmasına rağmen organizma tarafından kullanıldığı çok düşüktür. Hayati önem taşıyan demir besin maddelerinde “hem ve nonhem demir” olarak iki form da değerlendirilmektedir. En fonksiyonel demir hayvansal kaynakların bir kısmında bulunan hem formudur; kimyasal yapısından dolayı, kolayca oksijenle birlikte vücutta yüklenir ve boşaltılabilinir, fakat araştırmalar %10-30 unun metabolizmada emildiğinden %80 kadar kısmının atıldığını göstermiştir. Tahıllar da , sebzelerde ve hayvan kaynaklı yiyeceklerin bir kısmında bulunan nonhem demirinin emilimi besin maddelerindeki diğer bileşimlerin mevcudiyetine bağlıdır. Ispanakta, tahıllar da meyvelerde  ve yumurtada bazı maddelere bağlı olan demir, suda çözülmez, sindirilemez ve atılır. Çay ve kahve alımı da nonhem demir emilimini olumsuz etkiler.
Peki insan vücudu için gereksinim duyulan demir  miktarı karşılanmazsa neler olur ? besinsel demir eksikliği kansızlığa (demir eksikliği anemisi)neden olur. Erkeklerde demir gereksinimi kan kaybetmelerde, bağırsak kanaması gibi durumlarda kendini gösterir. Kadın ve çocukların ise demire ihtiyacı yoktur. Kadınların hamilelik döneminde gereksinimleri artar ve menstruasyon kanamaları döneminde demir kaybettiklerinden demir eksikliği kolayca ortaya çıkabilir.
Bitkisel kaynaklı besin maddelerinden demirin kullanıldığı en iyi olanın sadece soya fasulyesi olduğu bilinmekteydi bugüne kadar peki ya bitki öz suyunda nonhem demirinin sürekli ve  düzenli alımı fonksiyel kullanımı arttırmakta ve gereksinim duyulan miktarda kullanıma yardımcı olabilmektedir.böylece bağışıklık sisteminin gülü bir oksidatif madde olan demirle zarar görmesi engellenmiş ve hücrelerin yaşlanmasına karşı savaşta metabolizmaya destek ver,ilmesi sağlanmış olur.
Bakır
Bakır bütün doğal besinlerde bulunur. En zengin kaynakları hayvansal gıdalardır. Bitkisel kaynakları ise  kuruyemişler, kuru baklagiller ve tahıllardır. Ancak organizma tarafından alınan bensin maddelerinin posası bitkisel kaynaklı  bakırın alımını azaltır.
Bakır hemoglobin oluşumunda etkindir, kan hücresine oksijen taşıyıcısı olarak hareket eder. Birçok enzimlerin reaksiyonlarında dirimsel trol oynar. Ayrıca protein yapılarında fonksiyonel rol oynar ; bakır taşıyan protein (lisil oksidaz)elastin ve kollojenin çapraz bağlarının oluşumuna yardımcıdır. Bu şekilde kan damarlarının bağ dokusuyla devamlılığı sağlanmış olur.
Günlük gereksinim duyulan miktar yetişkinler için 1-3 mg dır. Yetersizliğine pek sık rastlanmamakla birlikte, yetersizliğinde bağışıklık sistem etkilenir ve genetik hastalıklar görülür; Wilson hastalığı ve Mankes sendromu. Metabolizmaya fazlaca bakır yüklendiğinde ise “bakır depolama hastalığı oluşur; safra kesesi ve barsak yardımı ile büyük miktarların dışarı atılımı başarılamadığından bakır birikimi oluşur, beyinde karaciğerlerde, gözlerde ve diğer organlarda birikir ve organlara zarar verir.
Mangez
İnsan veya hayvan dokusunda pek az miktarda bulunur, karaciğer, pankreas ve saçlardadır insanlar için gereksinim duyulan miktarın pek az olduğu da aşikardır ve fazlasının da zehir etkisi vardır.
En zengin kaynakları bitkisel besin maddeleridir. Yapraklı sebzeler, tahıllar, kuru baklagiller, kuru yemişlerdir. İnsanlar manganezin çoğunu ay ve kahveden alırlar. Hayvansal gıdalar mineralce fakirdir. İnsanlarda yetersizliği dengeli beslenmenin sağlanamadığı durumlarda ortaya çıkmaktadır.
Krom 
Kan şekerini dengeler, insülinin ve hücre membranı arasında köprü görevi görmektedir hatta insülin yapısını da etkilendiği ileri sürülmektedir. Protein metabolizmasına da  yardımcı olur. Günlük gereksinim yetişkinler için 50-200 ug dır. Eksikliğinde kan şekeri düşmekle (hipogilisemi), serum kolesterol triglisereit ve açlık insülin düzeyi yükselmektedir. Diyabetlerde eksikliğine rastlanılmamaktadır.Bira mayası kuru yemişler, mantar ve şarap diğer zengin kaynaklarındandır.
Çinko
Çinkonun deri ve bağ doku metabolizmasında özel bir yeri vardır, proteinin ve kollojenin sentezine etkindir. Saç ve deriye renk veren pigment hücrelerinde etkilidir. Enzim komponenti olarak bulunmakta (70-90 tane) ve bunlar karbonhidrat ve enerji metabolizmasında, proteinlerin sindiriminde, Nükleik asit sentezinde karbondioksit taşımasında ve diğer bir çok reaksiyonda yer alırlar.
Günlük gereksinimini karşılayabilecek miktar yetişkinler için 10-25 mg dır, dengeli besin alınması halinde bu karşılanabilinir. Çinko yetersizliğinin en önemli belirtisi iştahsızlıktır. Geçirilen kronik bir rahatsızlık, özellikle  yaşlılık ve çocukluk döneminde iştahsızlık varsa çinko yetersizliğine rastlanabilinir. Bu durum çocukların bensel ve cinsel gelişimini olumsuz etkileyebilir yaşlılarda sıklıkla yararlandıkları için iyileşmenin gereksinimine neden olur.
Deniz ürünleri, et, yumurta, kepekli ekmek, karaciğer, lahana ve sarımsak diğer zengin kaynaklarındandır.
.
Paylaş:
"Yaşamın yapı taşları vitaminler" HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Bu konuya hiç yorum yapılmadı.

Yorum yapma kapalı.

HEMEN YORUM YAP
img

BU HABERLER DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR!

Hangi Kansere Hangi Bitki
Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Doç....
Sebze ve Meyvelerin Mucize Etkileri
    Sebze ve Meyvelerin Mucize Etkileri Doğa insan için...
Bakanlık Bitkisel ilaç sahtekarı 7 firmayı teşhir etti
Bakanlık 7 firmayı teşhir etti . Gıda, Tarım ve Hayvancılık...
Bugün Kaç Litre Su İçtiniz?
Bugün Kaç Litre Su İçtiniz? Kronik olarak dehidre, yani sağlık...
haber kategorileri
  • Kategori yok
çok okunan haberler
Malesef, bugün hiç haber girilmedi.
Malesef, bu hafta hiç haber girilmedi.
Malesef, bu ay hiç haber girilmedi.

Başvuru Kaynakları Başvuru Kaynakları